Tam kırılmanın, tam ayrılmanın, tam yalnızlığın, tam çöküşün, tam kaybedişin, tam kalp kırıklığının, tam nefessizliğin, tam kimsesizliğin, tam tahammülsüzlüğün, tam anlamsızlığın… ruhumu sardığı gündür bugün. Bu gün ayrılık günü, bu gün her şeyi arkada bırakma günü.

“Son ve tam olarak söylemek istediğim: “Seni Seviyorum, sen olmasan da sonsuza kadar seveceğim!”
Hiçbir şeyi esirgemiyorum senden, bütün toplumsal gerçeklerden, benliğimden, karakterimden sıyrılarak, tüm yanlışları, acıları, yaşanmışlıkları görmezden gelerek ve acıdan biten kalbimin tükenişine, atarken çektirdiği acıya aldırmadan yazıyorum.
“Sen her şeye değersin! Bi tanesin ve alığım son nefeste de bu gerçek değişmeyecek! Soluduğum her nefeste bir nebze olsun kokun olacak.”
Hayatımda senden daha değerli ve anlamlı bir şey olmadı. Yüzümü ve gönlümü döndüğümsün. Kendimi adadığım saf, temiz, arı, duru, sakin, yaşanmaya değer, yumuşak, sevgi ve şefkat dolu, ateşli, yakıcı, huzur verici, teskin edici, ruhu kuşatıcı, hayatı hissettiren, kalbi saran, yalanları unutturan, acıyı dindiren, kimsesizliği silen bir sığınaksın. Bütün uzuvlarımı uyandıran; taze, soluk kesici, pamuğumsu bir kokuyla her koklayışta yeni bir hayat veren, her koklayışta kanı yenileyen, damarlarımı açan, kan akışımı hızlandıran, vücudumu titreten, her koklayışta içimi her türlü kötülükten, hırstan, kinden, hasetten, kıskançlıktan temizleyen, dünyada bildiğim ve tanıdığım en güzel kokunun sahibisin.
“Seni bambaşka sevdim, beklide bir insanını başka bir insanı sevmemesi gereken bir derinlikte ve şekilde… "
Saçlarını toplayışını, topladıktan sonra beğenmeyip baştan yapışını, göz kaçırmanı, muziplikler yaptıktan sonra yanaklarını doldurup başka yöne bakmanı, uzaktan gelenleri tanımayışını, ayaklarını toplayışını, sürprizlerini, yemeklerini, sinirliyken canımı acıtmanı, hırslanmanı, sabırsızlığını, istediğin şeyleri elde etmek için çabalayışını, daha fazla beraber olmak için söylediğin yalanları, aç olduğunda yaptığın huysuzlukları, zevkle ve sadık bir eş gibi bana hizmet etmeni, kalbimi yaralamamak-incitmemek için yaptığın rolleri, benden vişneli kaymaklı dondurma isteyişini, “yoruldum canım” deyişini, neşeyle oynamanı, bazen bir çocuk gibi benimle ilgilenmeni, sivilcelerimi patlatmanı, saçlarımı düzeltmeni, kıyafetlerimi beğenmemeni, beni düzeltmeni, sessizliğini, sesini, benden mısır isteyişini, koluma girişini, elimi tutuşunu, bileklerimi sıkışını, küfredilişini sevdim. Sonra vücudunu sevdim; avuçladığım bıraktığım sonra tekrar avuçladığım tekrar bıraktığım saçlarını, bakmaya doyamadığım, dokunmaya kıyamadığım kaşlarını, derin anlamlı, öptükçe öpmek istediğim, aşkını sevgini gösteren, kabinin aynası gözlerini, dünyada her zaman olmak istediğim tek yer olan, bana huzur veren göğsünü, canımı acıtan tırnaklarını, günahlarımızın arasından kaydığı parmaklarını, en özel hissettiren parmak uçlarını, cennet nimeti vücudunun gölgesini, soluğuma karışan nefesinin sıcaklığını, soluğunun rüzgârını sevdim.
Artık’lı cümleleri hiç sevemedim. “Artık Bitti!” diyorsun. Her şeyi geri de bırakıp gitmek istiyorsun. Ruhumu özgür bırakmalıyım diyorsun. Öyleyse yap! Öyleyse git! Özgürlük senin, tüm gidişler senin, hayat senin!
Lanet olsun dünyadaki tüm ayrılıklara!